Hekim lobisi direnişte

Gün geçmiyor ki gazetelerde Sağlık Bakanlığı’nın uygulamaya koyacağı yeni yasa tasarısına ilişkin haberler görmeyelim. Bu tasarı yasalaşırsa doktorlar eskisi gibi hem kamuda hem özel sektörde çalışamayacak, ikisinden birini tercih etmek zorunda kalacaklarmış.

Devamı »

Bağırtarak öğrenme

Son günlerde en çok tartışılan konuların başında hükümetin yapmayı planladığı Sosyal Güvenlik Reformu geliyor. Bu reform tasarısı yasalaşırsa bundan böyle sigorta sisteminin çalışanlara maliyeti daha yüksek olacak. O yüzden tüm muhalefet, sendikalar, çalışanlar reforma karşı. Ancak, muhalefet ne kadar bağırsa da hükümet iflas etmiş Sosyal Güvenlik sistemini bataktan çıkartabilmek için, kendisi de istemese bile, bu reformu yapmak zorunda.
Olayların bu noktaya gelmesinde ciddi bir ‘zihniyet problemi’ yatıyor. İnsanımız, Sosyal Güvenlik Sistemini bir iktisadi oluşum olarak değil, bir hayır kurumu gibi görüyor. Bu yüzden bir kişilik prim ödeyip beş kişiyi tedavi ettirebileceğini; 20 sene prim ödeyip, 40 sene emekli maaşı alabileceğini, hatta bütün bunların hiç prim ödemeden mümkün olabileceğini düşünüyor. Maalesef ki politikacılar da yıllar boyunca vatandaşı bunun mümkün olmadığına ikna etmektense, oy uğruna, onların dümen suyuna gitmeyi tercih etmiş. Şimdi bıçak kemiğe dayandı. Vatandaş zamanında ikna ile öğrenemediğini bağra bağıra öğrenmek zorunda.

Belediye-İş sendikası hazırladığı raporda ‘Kıdem tazminat kalkarsa keyfi işten çıkartmalar artar’ demiş.
Kıdem tazminatı, işçisini işten çıkartan işvereni cezalandıran ve son günlerde çok tartışılan bir uygulama. Benim de bu konuda kafama takılan bazı sorular var:
- İşveren işçiyi işe alırken ödüllendiriyor muyuz ki, çıkartırken cezalandıralım?
- Sendikanın bahsettiğinin aksine, hiçbir şirket keyfi olarak işe adam almayacağı gibi keyfi olarak işten adam da çıkartmaz. İşler kötüye gidince, maliyetleri kısmak için adam çıkartmak kaçınılmaz olur. İşvereni işler kötüye giderken cezalandırdığımızda, düşene bir tekme de biz atmış olmuyormuyuz?
- İşveren işler kötüye gittiğinde işçisini çıkartmakta zorlanacağını bildiği için işe adam alırken iki defa düşünüyor. Bu durumda kıdem tazminatı işvereni cezalandırayım derken, çalışmak isteyen işçiyi de cezalandırmıyor mu?

Rahmi Koç, Türkiye’ye sıfırdan yatırım yapacak ve istihdam sağlayacak yabancı sermayenin teşvik edilmesi gerektiğini söylemiş. Bu sözleri Sinan Aygün’den duysaydım şaşırmazdım ama Rahmi Koç’tan duymak doğrusu sürpriz oldu.
Yabancı sermaye tartışmalarında her dönemin bir modası var. Önce ‘yabancı sermaye hiç gelmesin’ diyenler vardı. Sonra ‘kısa vadelisi gelmesin, uzun vadelisi gelsin’ demek moda oldu. Son günlerde Türk şirketleri yabancı yatırımcılar tarafından satın alınmaya başlayınca da ‘kurulu şirketi almasın, kendisi yatırım yapsın’ diyenler piyasaya çıktı.

Devamı »

Hakim ve manken

22 Şubat tarihli Vatan gazetesinde yer alan habere göre,  evinden para ve mücevherleri çalınan manken Nigar Talibova’ya dava duruşmasında hakim Ahmet Korkusuz “Bu parayı nasıl kazandın? Ben 25 yıllık hakimim. Hayatımda görmedim” demiş.
Nerden bakarsanız bakın sinir bozucu bir durum. Davacı olarak bulunduğunuz mahkemede hakim hırsızı değil, sizi sorguluyor. Bununla da yetinmeyip kendisinin sizden daha fazla para kazanması gerektiğini ima ediyor. Aslında, Talibova’nın Hakimden fazla para kazanması için bir sürü sebep var.

Devamı »

Çinliler ve kapkaç

İçişleri Bakanı Beşir Atalay MOBESE sistemleri ve güvenlik güçlerinin çabaları sonucunda kapkaçın % 70, hırsızlığın % 30 azaldığını söylemiş.
Bakanın söylediklerine katılıyorum. Bu başarıdaki en büyük pay Emniyet teşkilatının ancak Çinlilerin katkısını da unutmamak lazım. ‘Ne alakası var?’ dediğinizi duyar gibiyim.

Devamı »

‘Dr. Yusuf Can, Türkiye’de magazin programlarının estetik ameliyatların çığ gibi büyümesinde çok etkili olduğunu, gençlerin güzelleşmek kaygısıyla bıçak altına yattığını belirtti. Dr. Can, “Estetik ameliyat yaşı 16′ya düştü. Bu çok tehlikeli bir durum” dedi.’
14 Şubat tarihli Bugün gazetesinde okudum bu haberi. Estetik ameliyatlarında bir patlama olduğu konusunda Dr. Can ile hemfikirim. Eskiden estetik ameliyat deyince aklımıza Ajda Pekkan gelirdi. Çünkü estetik ameliyatlar sadece çok zenginlerin yaptırabileceği kadar pahalıydı. Bugün ise, düzenli geliri olan herhangi bir kişi, hatta harçlıklarını biriktiren 16 yaşındaki öğrenciler bile estetik ameliyat yaptırabiliyor.
Bana kalırsa estetik ameliyatlardaki patlamanın en önemli sebebi magazin programları değil, estetik ameliyatların tüm yüksek maliyetli teknik gelişmelere rağmen, sürekli olarak ucuzlaması.

Devamı »

İktisat politikaları ilaçlar gibidir. Bir yandan hastalığı tedavi ederken, diğer yandan yan etkileri nedeniyle başka sorunlar yaratırlar. Bu yüzden her politikanın beklenen getirileri ve maliyetleri karşılaştırılmalı, buna göre hangi dozda ve ne kadar süre ile uygulanacağı dikkatle tespit edilmelidir.

Devamı »

TRT’nin misyonu

Seda Sayan kendisinden 20 yaş küçük, şarkıcı sevgilisi Onur Şan ile evlendi. Olayın hem ani oluşu, hem de çift arasındaki yaş farkı bu evliliği  geçen ayın en çok konuşulan konularından biri haline getirdi. Bence bu ilişkiye ait en ilginç yorum damadın Türk Halk Müziği sanatçısı olan babası Ahmet Turan Şan’dan geldi. Baba Şan evlilik dedikoduları üzerine bir gazeteye şu yorumu yapmış:

Devamı »

Gazetelerdeki ‘sağlık köşesi’ modası ne zaman başladı bilmiyorum ama çok tuttuğu kesin. Hangi gazeteyi açsanız sağlıkla ilgili bir sayfa var. Bu sayfalarda her gün ‘patlıcan ye genç kal’, ‘Muz ye mide problemlerini unut’, ‘soğan kanserin düşmanı’ türünden yazılar yer alıyor. Hatta aynı sayfalarda bazı hekimler düzenli olarak belirli sağlık sorunlarına ilişkin tavsiyeler veriyorlar.
Dünyanın her yerinde doktora gitmek maliyetli bir şey. Hastalar bu bedeli ya nakit olarak ya da hastane kapılarında sürünerek ödüyorlar. Halbuki ‘sağlık köşesi’ bu hizmeti bir bedel ödemeden okuyucunun ayağına getiriyor. Yapılan tavsiyeler ‘elma ye’, ‘yürüyüş yap’, ‘fazla alkol alma’ gibi uyulduğunda uyana negatif bir etki yapmayacak, verene de sorumluluk yüklemeyecek  türden olduğu için, gazete tavsiyelerde bulunmaktan, okuyucu da bunlara uymaktan korkmuyor.
Özetle ‘Sağlık Köşesi’ okuyucunun gazeteye verdiği paranın karşılığını fazlasıyla aldığı, bu yüzden çok tutulan, hatta ‘vazgeçilmez’ hale gelmiş durumda.

« Geri - İleri »

Kapat
E-posta ile paylaş