Yazılar

Mağduriyet…

Ankara Büyükşehir Belediyesi Meclisi şehirdeki ticari taksi ve minibüs işletmecilerini mağdur ettiği gerekçesiyle Ankara’daki alışveriş merkezleri ve marketlerin ücretsiz servit hizmeti vermesini yasaklamış.
Bu kararın tek bir etkisi olur o da marketler ve alışveriş merkezleri arasındaki rekabeti yumuşatmak. Zaten bu uygulamanın durdurulmasını talep edenlerden biri Ankara Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Perakendecileri Derneği imiş. Görünen o ki marketçiler kendi aralarında anlaşıp durduramadıkları rekabeti yasa çıkarak durdurmayı başardılar.
Bu arada ‘bedava servis’ hizmetini durdurma kararına olumlu oy vermiş belediye meclisi üyelerine sormak gerekir: Belediye Tiyatroları, özel tiyatroları, belediyenin ekmek fabrikası özel ekmek fabrikalarını mağdur ediyor acaba onları da kapatmayı düşünüyorlar mı?

Ben yukarıdaki ifade ile başlayan cümleler ile büyüdüm: ‘Haliç’in altı petrol kaynıyormuş ama bize çıkarttırmıyorlar kardeşim’ ya da ‘Yahu anlamıyorum, sınırın yüz metre ilerisindeki Musul’da petrol kaynıyor. Bizde petrol yok diyorlar’. Yakın zamanlarda bunun Bor versiyonları yaygınlaştı. ‘Bor geleceğin enerji kaynağı. En büyük bor rezervi bizde ama kullanmamıza izin vermiyorlar’.

Devamı »


Bazıları gelir dağılımının çok önemli bir sorun olduğunu düşünür. Hatta gelirin ne kadar olduğundan çok gelirin nasıl dağıtıldığı üzerinde tartışılır ve çoğu kişi Türkiye’de gelir dağılımının kötü olduğuna inanır.
Bir ülkedeki gelir dağılımını gösteren çeşitli göstergeler mevcuttur. Bunlardan biri Kişisel Gelir Dağılımı sonuçlarıdır. Bu gösterge nüfusun farklı gelir düzeylerine sahip yüzde 20’lik dilimlerinin pastadan ne kadar pay aldıklarını gösterir. Yukarıdaki tabloda farklı gelir seviyesine sahip ülkelerdeki kişisel gelir dağılımı gözükmektedir. Buna göre Türkiye’de nüfusun en zengin yüzde yirmilik kısmı gelirin yüzde 47’sini, en fakir yüzde yirmilik kısmı ise sadece yüzde 5’ini almaktadır. Bu durum bir adaletsizlik hissi uyandırsa da, dağılımın ABD’deki dağılımdan pek farklı olmadığı görülmektedir. Keza Kanada ve Kırgızistan’daki gelir dağılımı da birbirine yakındır.
Eğer gelir dağılımının önceliği var ise Kanada’da yaşamak ile Kırgızistan’da yaşamak ya da ABD’de yaşamak ile Türkiye’de yaşamak arasında bir fark olmaması gerekir. Halbuki hepimiz biliyoruz ki, seçme şansı olsa, çoğu kişi Kanada’da yaşamayı, Kırgızistan’da yaşamaya; ABD’de yaşamayı Türkiye’de yaşamaya tercih eder. Çünkü ABD’de en fakir olarak pastadan alacağı yüzde 5’lik pay Türkiye’de alacağı yüzde 5’lik paydan büyük olacaktır.
Özetle, üretmek bölüşmekten daha önemlidir. Pastamız çok küçük ise onu eşit paylaşmak kimseyi memnun etmeyecek, çoğu kişi büyük bir pastanın küçük bir oranını almayı tercih edecektir.

Politikacılar, iktisatçılar, vatandaşlar artan ithalatın işsizliğe yol açacağından endişe ederler. Gerçekten öyle mi?

Yukarıdaki grafikte 1982’den 2009 yılına kadar ithalatın ve işsizliğin Türkiye’deki gelişimi yer alıyor(Veriler Dünya Bankası Kalkınma Göstergeleri’nden alındı. Maalesef 1980’li yıllar ve öncesine ilişikin veriler mevcut değil. Olsaydı grafik daha carpıcı hale gelebilirdi). Görüldüğü gibi Türkiye’de ithalat sürekli artma eğiliminde iken işsizlik yüzde 10 civarında seyrediyor.

Kısa dönemde ithalat artışı bazı sektörlerde işsizliği arttırıyor olabilir. Ama uzun dönemde böyle bir şey söylemek mümkün değil.

murat_cokgezenOkumaya başladığınız bu kitapta da ‘Böbrek satışı serbest olsa nasıl olur?’, ‘İçerden Öğrenme (Insider Trading) ya da kumarın yasa dışı olması anlamlı mı?’, ‘Emniyet kemeri takmak gerçekten emniyetli mi?’, ‘Kurban Bayramı alternatif bir şekilde kutlanabilir mi?’, ‘Şaraptan tat alabilmek için şaraptan anlamak gerekiyor mu?’ gibi sorular sorulmaktadır.
Metin içinde, okuyucunun dikkatini çekmek amacıyla, bu sorulara alternatif ve ajitatif cevaplar verilmiş olsa da, kitabın yazarı bu sorularının doğru cevaplarını bildiği iddiasında değildir. Sadece ‘işin bir de bu yönü var’ demeyi hedeflemektedir.
Daha önce yine Liberte Yayınları tarafından yayınlanan Homoekonomikus başlıklı kitabımı okuyup beğenmiş iseniz bu kitabı da beğeneceğinizi söyleyebilirim. Aralarındaki tek fark bu kitaptaki yazıların, aylık bir derginin light yazılar bölümü için yazılmaları nedeniyle, öncekine göre daha kısa olması. Kısa yazıların kolay okunmak gibi bir avantajı var ama konunun çok kapsamlı bir tartışmasına olanak vermiyor. O yüzden, derinlemesine bir analiz bekliyorsanız, aradığınız kitap bu değil.

Yukarıdaki haber 1 Haziran tarihli butun gazetelerde vardı. SPK Türkiye Gazetsinin halka arzına izin vermiş. Bildiğiniz gibi Türkiye Gazetesi bundan yaklaşık 10 yıl önce batan ve yaklaşık 60 bin mudisine 1 milyar doların uzerinde borcu olan İhlas Finasın da sahibi olan Ören ailesine ait.
Bu haberi okuyunca şu sorular aklıma geldi:
– Acaba Cem Uzan şu an Türkiye’de bir şirket kursa ve halka açılmak istese SPK izin verir mi?
– Bankası batan birçok patronun malı musadere edildi. Bu adamlar ‘hortumucu’ olarak damgalandı. Aynı durumdaki Enver Ören’in itibarının SPK tarafından tescillenmesi çelişkili değil mi?
– Hükümet, İmar Bankası olayında garanti kapsamı dısında olan 50 milyarın uzerindeki mevduatı bankanın batmasından sonra garanti kapsamına aldı. Cem Uzan’a güvenmiş kişilerin riskini vergi verenlere yükledi. Eğer yapılan doğru ise aynı şeyi neden İhlas Finans için yapmadı?
– İhlas Finas’a borçlarını ödemesi için başlangıçta 5 yıl süre verilmişti. Sonra bu süre 10 yıla uzatildi. Bu şekilde borç tasfiyesi uygun bir yöntem ise neden bankalar için de aynı yöntem uygulanmadı?
– SPK’nın halka açılma iznini, BDDK’nın İhlas Finas’a bankacılık izni takip edebilir mi?

Ergenekon ve ona bağlı davalar hakkında kafam çok karışık. Kim haklı kim haksız bir türlü karar veremiyorum. Bir grup olan biten herşeyi silahlı kuvvetler ile ilişkilendirirken, karşı taraf da körlemesine silahlı kuvvetleri savunuyor. 

Zaten bana göre bu dava ile ilgili en büyük sorun, davanın yargılanan kişilerin suçlu mu suçsuz mu olduğunun tesbit edilmesinden çok iki taraf arasındaki bir güç mücadelesine dönüşmüş olması. Bu nedenle akıllar pazara çıkmış durumda. Her iki taraf da iddialarına mantıksal bir dayanak bulmaya çalışmıyor.

Bu toz duman içinde konuyla ilgili -en azından benim gördüğüm- en iyi iki rehber  Gareth Jenkins’in Between Fact and Fantasy: Turkey’s Ergenekon Investigation adlı çalışması ve Pınar Doğan ve Dani Rodrik tarafından hazırlanan http://cdogangercekler.wordpress.com/ isimli blog.

Jenkins’in raporuna karşı Cengiz Candar eski Finladiya Cumhurbaşakanı’ın rapor hakkında ‘silahlı kuvvetleri temize çıkarma belgesi’ dedigini yazdı. Rodrik ve Doğan’ın sitesi çıkınca da bazıları ‘Rodrik zaten asker kaçağı’ dediler. Tabii ki her iki karşı çıkışı da anlamlı bulmak mümkün değil.  Hiçbirinde Jenkinis’in raporu ve Rodrik’in blogundaki iddialara karşı anlamlı bir cevap yok.

Kafam bu konuda çok karışık, çooook.

ekonomiturkÜlkemizde çok sayıda ekonomi kitabı yayınlanmıyor. Yayınlananlar arasında ise işe yarayanların sayısı gerçekten çok sınırlı. Liberte Yayınları hayırlı bir iş yapıp yeni bir kitap yayınlamış.  Adı Ekonomi Türk: Ekonomide hurafeler ve gerçekler. Ben çok beğendim. Konuyla ilgili herkese tavsiye ederim.

Deniz Gökçe kitap hakkındaki yorumu kitabın içeriğini çok güzel özetliyor. Başka söze gerek yok:

“…Yıllarca ekonomi bilmez, popülist insanlarımız bu “karamsar dinozor yorumcuların” yorumlarını okuyarak yanıltıldılar. Ekonomide “Hurafeler ve Gerçekler” kitabı ise bu yorumcuların yanlış yorumlarını kullanıp, doğruları da göstererek  ekonomi dünyamıza yeni bir soluk getiriyor. Türkiye’nin yeni nesil yazarlarının zihin açıcı yorumlarını beğenerek okuyacağınızı düşünüyorum.”

Ayrıca kitabın başındaki şu ifadeyi de çok beğendim:

‘Bu ülkenin tarihsel şanssızlığı, diğer topraklardaki fosillerin petrole dönüşerek ekonomik zenginliğe katkı sağlaması ama bu topraklardaki fosillerin aktif politikaya devam etmesi ya da gazetelerde köşe yazarlığı yapmasıdır.’

 

Sayın Yetkili,

Ekim 2010 tarihinden itibaren doçentlik başvuru koşullarını değiştirdiniz. Ben, kendi alanımda (iktisat-işletme) yapılan değişiklikleri çok olumlu bulduğumu söylemek isterim.

Türkiye’de bu alanda yeterince yayın yapılmaktadır. Sorun yayınların kalitesi ile ilişkilidir. Bundan sonra bir doçentten ya da profesörden sadece kendi okulunda çıkan ve ahbap çavuş ilişkileri ile yayınlatılan makalelerden ya da sadece doçentlik sınavından geçmek amacıyla çala kalem yazılmış kitaplardan fazlasını beklemek vergi verenlerin hakkıdır. Türkiye Cumhuriyeti bunun için yeterli insan potansiyeline sahiptir. Yakın gelecekte bu çıtanın daha da yukarılara çekilmesi kaçınılmazdır.

Devamı »

« Geri - İleri »