Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Petrol Ofisi’nin (PO) OMV şirketi ile yaptığı anlaşmanın kamuoyuna açıklanmadan önce “içerden öğrenenlerin ticareti” suçunun tüm unsurlarını içeren işlemleri nedeniyle Ahmet Önder Fırat ve Fatih Akol hakkında Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunacakmış. Özetle, bu iki şahıs bir şekilde PO’nun OMV’ye satılacağını öğrenmişler ve PO hissesi alıp büyük kazanç elde etmişler. Bu yüzden SPK da bu şahıslar hakkında suç duyurusunda bulunmuş.


Bu içerden öğrenme davalarına benim pek aklıma yatmıyor. Öncelikle, ‘İçerden Öğrenme’ suçunun bir kurbanı yok. İçerden Öğrenme Karşıtları yukarıdaki olayda hisseyi satanların zarar ettiğini düşünüyorlar. Halbuki, her gönüllü alışveriş iki tarafın da kazancınadır. Söz konusu olayda da, PO hisselerini satanlar Akol ve Fırat istediği için değil, işlerine öyle geldiği için hisselerini satmışlardır.
Varsayalım ki Fırat ve Akol ‘içeriden’ bir bilgi edindiler ama yasalara çok saygılı oldukları için ya da korktukları için bu bilgiyi kendi menfaatlerine kullanmadılar. O zaman ne değişecekti? Hiçbir şey. Hisse yine aynı fiyattan, ancak bu defa başkaları tarafından alınacaktı. Hatta, bu Fırat ve Akol piyasada olmadığı için satıcılar hisselerini sattıklarının altında bir fiyattan satmak zorunda kalacaktı.
İkincisi, içerden öğrenme borsanın hareketini saptırmaz, aksine olması gereken yöne doğru yönlendirir. Nitekim yukarıdaki olayda da PO hisselerini yukarı doğru itmiştir. Bu yüzden SPK’yı rahatsız eden bir durum söz konusu değildir.
Üçüncüsü, varsayalım bu iki şahıs 1 YTL’den aldıkları PO hisselerini 2 YTL’ye satıp kar elde ettiler. Bunu tesadüfen yapmışlarsa bu suç değil. Bu enformasyonu geveze bir PO yöneticisinden kazayla aynı asansörde oldukları için edinmişlerse de suç değil. Ama PO yöneticisi arkadaşları ise ve bu şahıslara haber uçurmuşsa suç. Peki, bu üçünü nasıl ayırt edeceğiz?
Daha başka gerekçeler de ileri sürülebilir ama yerim sınırlı. Bana kalırsa mahkemelerimizi ve SPK’yı bu işlerle meşgul etmeyelim. Bırakalım, isteyen ‘içerden’ isteyen dışarıdan öğrensin. Edindiği bilgi avantajının da tadını çıkarsın.

4 Yorum

  1. Fatmanur Erdogan - 23 Tem 2008 - 12:57 pm

    Buna “insider trading” denmiyor mu? Martha Stewart neden iceri girmisti o zaman?

  2. ebru - 26 Tem 2008 - 1:48 am

    “…..Bu içerden öğrenme davalarına benim pek aklıma yatmıyor. Öncelikle, ‘İçerden Öğrenme’ suçunun bir kurbanı yok. İçerden Öğrenme Karşıtları yukarıdaki olayda hisseyi satanların zarar ettiğini düşünüyorlar. Halbuki, her gönüllü alışveriş iki tarafın da kazancınadır. Söz konusu olayda da, PO hisselerini satanlar Akol ve Fırat istediği için değil, işlerine öyle geldiği için hisselerini satmışlardır.”

    İnsider trading (içerden öğrenenlerin ticareti) suçunda alışveriş yapan karşılıklı taraflardan birinin zarara uğrama(ma)sı önemli değil. Burada insider trading suçunu işleyen kişinin kamuya açıklanmamış bilgiyi kendi menfaatine kullanması ve diğer ÜÇÜNCÜ KİŞİLERE nazaran (işlem yapan diğer taraflar) fırsat eşitsizliği durumunu oluşturmasına dikkat çekiliyor. Her suçta kurban aranmaz. Aslında kurban daha çok geleneksel hukukta ön planda. Sermaye Piyasası ile ilgili suçlarda çok iyi bir seviyeye gelinmiş ve “haksız yoldan menfaat elde etme ve fırsat eşitliğini bozma ” da suç sayılmış oluyor. Mesele birilerine zarar vermek değil, haksız yoldan , hile ile, dürüstlük kurallarına aykırı olarak menfaat kazanmış olmak.

  3. murat cokgezen - 26 Tem 2008 - 3:34 am

    Ebru Hanım’ın eleştirisine yanıt
    Neden enformasyonda fırsat eşitliği olsun ki. Zaten hepimizin kazancı diğerlerinin sahip olmadığı enformasyona sahip olmadığımıza dayanmıyor mu?
    Mesela siz bir gaztenin genel yayın yönetmenisiniz. Rakiplerinizin atladığı bir habere ulaştınız. Bu ‘atlatma’ haberi yayınladığınızda gazeteniz cok satacak. Çünkü bu haber rakip gazetelerde yok. Ebru Hanım’ın mantığını kullanırsak bu haberi sizin rakiplerinizden saklamamanız onlarla paylaşmanız gerekiyor ki fırsat eşitliği olsun. Benim buna aklım yatmıyor.
    BUnu kimse yapmaz ve yapmıyor. Ama kimse cıkıp atlatma haber yapan gazeteyi suçlamıyor.

  4. ebru - 27 Tem 2008 - 2:30 am

    Gazete yayıncılığında verilen haberin kamuya açıklanması kamunun yararınadır. Haberdar etmek yoluyla kamuya yarar sağlayan gazeteci bu yarardan tali (ikincil) olarak yarar sağlıyor. Yarar ikinci planda. Esas iş, haberdar etmek. Burada kişi görevini ifa ediyor. Kamunun olaydan haberdar edilmesinden sonra elde edilen bir emek karşılığı var.

    Oysa insider t. suçunda YETKİLİ BİRİNİN kamunun sahip olmadığı bir bilgiyi kullanarak fayda elde etmesi var. Kişi görevini ifa etmiyor, görevini kötüye kullanıyor.Sermaye piyasası gibi “öngörüye dayalı bir düzende” kişinin, yetkili konumundan yararlanarak elde ettiği bilgiyi kullanmasına izin verilmesi piyasalardaki güveni sarsmaz mı?

Yorum yapın

Kapat
E-posta ile paylaş