Aysu Kayacı’ya destek
NTV’de ilgiyle izlenen ‘Haydi Gel Bizimle Ol’ programına ‘Ben vergi veriyorum niye vergisini vermeyen, ‘dağdaki çoban’la benim oyum eşit mesela. Niye?’ diyen Aysu Kayacı damgasını vurdu. Daha önce aynı programda kırdığı potlarla gündeme gelmişti Kayacı. Bu sefer de olay ‘Aysu Kayacı programda yine pot kırdı’ şeklinde basına yansıdı. Halbuki Kayacı bilerek ya da bilmeyerek çok önemli bir konuya değinmişti.
Her seçimde oylarımızla meclise vekillerimizi gönderiyoruz. Seçtiğimiz vekiller, ödediğimiz vergilerin nasıl harcanacağına karar veriyorlar. Bu kararlar bizim hayatımızı doğrudan etkiliyor. Hal böyle olunca, gelir havuzuna hiçbir katkı yapmayanların havuzdaki paranın nasıl harcanacağı konusunda söz sahibi olup olmadığını tartışmaktan daha doğal ne olabilir? Bence Kayacı’nın açtığı tartışma çok olumlu. Hatta üzerinde daha da tartışılması gerekir.
Ancak asıl düşündürücü olan bu konuyu tartışmaya açması gereken kişiler saçma sapan şeylerle uğraşırken, konunun talk-şovlarda tartışılıyor olması. Daha da kötüsü, böylesine ciddi bir konuyu gündeme getiren kişinin ‘pot kırdı’ şeklinde değerlendirilmesi.
3 Yorum

ilginç olan entellektüellerin konunun tartışılmasına dahi tahammül gösterememeleri. Ezilenin haklarını koruyan demokrasi havarisi rolüne soyunmaları.Popülist yaklaşımlar ile reyting toplamaya çalışmaları.
Oysa basit bir mantıkla bile cahil eğitimsiz insanların daha kolay yönlendirilebileceği sonucuna ulaşabiliriz. Bunun canlı örneğini sosyal yardım adı altında yapılan yardımlar ile test ettik. Aslında entellektüelleri de yönlendirmek mümkün. Örnek eski sosyalist yeni liberaller. Tek farkı maliyetin yüksekliği.
Yine de oyların sadece birey olmanın kazanımı ile eşit olmasını savunanlar Meclis kürsüsünde yemin metnini okumaktan aciz vekilleri görünce şikayet etmesinler. Bugün kamuya odacı olmak için bile tahsil şartı aranıyor. Bugün kemikleşmiş birçok sorunun temelinde, zamanında aşiret oyları ile seçilmiş veya feodal yapıdan kaynaklanan bilinçsiz seçmenin Meclise gönderdiği vekillerin yetersizlikleri de bulunmaktadır.
Madem bu konu tartışılmalı diyorsunuz, tartışalım. Hemen aklıma gelen üç noktayı sıralayayım:
1) Birincisi, dağdaki çobanın vergi vermediğini nereden çıkardınız? Günümüzde vergilerin ağırlıklı bölümünün dolaylı vergilerden oluştuğu malum. 5 yaşındaki çocuk bile bakkal amcadan çiklet aldığında vergi mükellefi oluveriyor. Dolayısıyla dağdaki çoban da çeşitli ihtiyaçlarını gidermek için kasabaya inip alışveriş yaptığında devletin gelir havuzuna katkısını yapmış oluyor.
2) İkincisi, devlet ile vatandaş ilişkisi sadece vergi ödeyip ödememekle sınırlandırılabilir mi? Devlet, her erkek vatandaşını gençliğinin en verimli döneminde silah altına alıyor ve ondan 15 ay (benim zamanımda 18 aydı) hizmet bekliyor. Bu hizmet esnasında da gerektiğinde ölüme gitmesini istiyor. Güneydoğu’da çatışmalarda şehit düşen askerlerimizin kaçı sizin kastettiğiniz anlamda vergi mükellefiydi acaba? Vatandaş, gerektiğinde kendisinden canını feda etmesini bekleyen devletin yasama ve yürütme organlarının belirlenmesinde söz sahibi olmamalı mı yani sizce?
3) Üçüncüsü, bütün bunlar olmasa bile ne değişir? Yani dolaylı vergileri ve zorunlu askerliği kaldırsak dağdaki çobanın oy hakkını elinden alabilir miyiz? Hem vatandaşlarımızın yarısını oluşturan kadınlar askerlik de yapmıyor. Sadece dolaylı vergileri kaldırmakla, doğrudan vergi mükellefi de değilse, kadınların oy hakkını yok edebilir miyiz? Devlet dediğiniz şey somuta indirgediğinizde tek tek vatandaşların zımni anlaşmasıyla ve de onlara hizmet etmek için oluşturulmuş bir organizasyon değil midir? Kendisine hizmet etmek için oluşturulmuş bir organizasyonun yasama ve yürütme organlarının belirlenmesinde söz sahibi olmak hakkı bizatihi bu zımni anlaşmadan gelmemekte midir? Devlet dediğiniz şey Osmanlı’da olduğu gibi bir ailenin mülkünü idare etmek için kurulmuş bir organizasyon olsaydı, bu ailenin mülkünde kiracı konumunda olan veya hizmetinde çalışan herkesin oy kullanma hakkı elinden alınabilir, yönetimde sadece aile üyeleri söz sahibi olabilirdi. Ya da devlet dediğiniz şey bir grup soylu ailenin mülklerinin idaresi için oluşturulmuş bir organizasyon olsaydı, oy verme hakkı sadece bu soylu ailelerin üyelerine ait olur, bu ailelerin mülklerinde kiracı olan veya hizmetlerinde çalışan diğer kişilerin oy hakkı olmazdı. Nitekim Batı Demokrasisi dediğimiz şey de bu aşamalardan geçe geçe bu noktaya geldi. Önümüzde böyle bir örnek varken şimdi Amerika’yı yeniden keşfetmeye çalışmanın bilmem ki gereği nedir?
1- Bu yazının ana fikri ‘çoban oy vermesin’ den çok, boylesine ciddi bir tartışmanın ayaga dusurulmesidir.
2- ‘Cobanın oy hakkı’ tartışmasına gelince… Yazının hiçbir yerinde çoban vergi vermiyor diye bir ibare yok. Aslında vatandaşlık bir klüp üyeliği gibi olmalıdır (maalesef oyle degil. insanlara vatandaşlık seçme şansı verilmiyor. verilse muhtemelen daha iyi bir dünyada yaşıyor olurduk). Malum, çoğunlukla klüplere bir üyelik aidatı vardır. bu aidat belirli hizmetlerin alımını garanti eder. ilave hizmet almak isteyen ilave para öder. Ödediğiniz aidatlarla aldığınız hizmetler arasında bir ilişki vardır. aidatı ödemeyen oy hakkına sahip değildir.
Devlet idaresinde maalsef bu mantık terk edilmiştir. Aidatı ödeyen, ödemeyen oy hakkına sahip olmakta. az aidat ödeyenin çok ödeyenden daha fazla sesi çıkabilmektedir.
Eşitlik adına vatandaşa böyle bir hak tanınması doğal olarak herkeste ‘ben de az ödeyeyim daha çok hizmetten faydalanayım’ anlayışını teşvik etmektedir. Sonuçta herkes aidatını ödememek için elinden geleni yapmakta hizmetlerde aksamalar yol açmaktadır.
3- ideal oy sistemi nasıl olmalı konusunda kesin bir fikrim olduğunu söyleyemem ancak bu durumun bir aksaklık olduğunu buna göre bazı yeni düzenlemelerin yapılması gerektiğini düşünüyorum.
4- Bu konuyla doğrudan alakalı değil ama dolaylı vergilerin niteliği itibarıyle vatandaşlık bilincinin gelişmesini olumsuz etkilediğini düşünüyorum. fiyatlara dahil olduğu için vatandaşta vergi ödeme bilincinin oluşmasını engelliyor.