Amerikan finans sektörünün en büyük aracı kurumlarından biri olan Smith Barney’de komisyonculuk yapan üç kadın 3 yıl önce, şirketin erkek çalışanları kayırdığı ve kadınlara mesleki gelişim konusunda eşit hak verilmediği gerekçesiyle tazminat davası açmışlar. Mahkeme de Smith Barney’i 33 milyon dolar tazminat ödemeye mahkum etmiş. Daha önce de Barney’nin kardeş kuruluşu Citigroup da buna benzer bir dava sonucunda 100 milyon dolardan fazla tazminat ödemek zorunda kalmış.
Devamı »
Daha düne kadar çoğumuzun adını dahi duymadığı EXPO, bir anda Türkiye ekonomisini uçuracak, memleketi refaha kavuşturacak bir organizasyon olarak ülke gündemine düşüverdi. Bir anda Cumhurbaşkanından ana muhalefet liderine kadar herkes canhıraş bir şekilde 2015’teki fuarın İzmir’de düzenlenmesi için el ele verdi. Karar vericileri ikna etmek için milyonlarca dolar harcandı. Ancak, EXPO fuarının 2015 yılında İzmir’de yapılması için başlatılan kampanya başarılı olmadı ve Milano 2015 yılında EXPO fuarını düzenlemeye hak kazandı. Fuara bağlanan ümitler söndü. Harcanan paralar boşa gitti.
Devamı »
10 Nisan tarihli Star Gazetesinde yer alan habere göre İstanbul Aksaray bölgesindeki eğlence merkezlerinde gerçekleştirilen denetimler esnasında aralarında basın mensubu, doktor ve öğretmenlerin de bulunduğu çoğu Türkmenistan uyruklu ve üniversite mezunu 20 kadın gözaltına alınmış.
Bu haberleri ‘Eğitim Şart’ diyerek diploma dağıtanların, her ilde üniversite açarak memleketin kurtulacağını düşünenlerin dikkatle okuması gerekiyor. Üniversite mezunlarının sayısı ile ekonomik kalkınma arasında bir ilişki olsaydı eski Sosyalist ülkelerin dünyanın en ileri ülkeleri olmaları gerekirdi. Onlar yıllarca en çok üniversite mezununun kendilerinde olması ile övündüler. Tüm mezunlara devlet kademelerinde işler yarattılar. Mezunlar kendilerine yaratılan işlerde çalışıyormuş gibi yaptılar. Devlet de onlara maaş ödüyormuş gibi yaptı. Sonuçta sistem çöktü. Şimdi üniversite mezunları taksicilik, çocuk bakıcılığı hatta fahişelik yapıyorlar.
NTV’de ilgiyle izlenen ‘Haydi Gel Bizimle Ol’ programına ‘Ben vergi veriyorum niye vergisini vermeyen, ‘dağdaki çoban’la benim oyum eşit mesela. Niye?’ diyen Aysu Kayacı damgasını vurdu. Daha önce aynı programda kırdığı potlarla gündeme gelmişti Kayacı. Bu sefer de olay ‘Aysu Kayacı programda yine pot kırdı’ şeklinde basına yansıdı. Halbuki Kayacı bilerek ya da bilmeyerek çok önemli bir konuya değinmişti.
Her seçimde oylarımızla meclise vekillerimizi gönderiyoruz. Seçtiğimiz vekiller, ödediğimiz vergilerin nasıl harcanacağına karar veriyorlar. Bu kararlar bizim hayatımızı doğrudan etkiliyor. Hal böyle olunca, gelir havuzuna hiçbir katkı yapmayanların havuzdaki paranın nasıl harcanacağı konusunda söz sahibi olup olmadığını tartışmaktan daha doğal ne olabilir? Bence Kayacı’nın açtığı tartışma çok olumlu. Hatta üzerinde daha da tartışılması gerekir.
Ancak asıl düşündürücü olan bu konuyu tartışmaya açması gereken kişiler saçma sapan şeylerle uğraşırken, konunun talk-şovlarda tartışılıyor olması. Daha da kötüsü, böylesine ciddi bir konuyu gündeme getiren kişinin ‘pot kırdı’ şeklinde değerlendirilmesi.
Sayın BDDK yetkilisi,
4 Nisan 2008 tarihli Akşam gazetesinde yer alan ‘Kart borcuna POS’lu tefeci formülü’ başlıklı haberde, tefecilerin bankalara kredi kartı olan vatandaşlarla ilginç bir anlaşma yaptıklarını okudum.
Habere göre tefeciler kredi kartı borçlusunun bankaya borcunu kapatıyor, sonra da hayali bir alışverişi yapılmış gibi gösterip borçlunun kredi kartından 12 ay taksitle borcun yüzde 25-30 fazlasını çekiyorlarmış. Böylece kredi kartı borçluları yüzde 80’lere varan banka faizi ödemek yerine tefeciye yüzde 25-30 oranında faiz ödüyorlarmış. ‘Alan razı, satan razı’ gibi bir dursa da bankacılık sektörü bu gelişmelerden rahatsızmış. Siz, sanal kart tefeciliği konusundaki şikayetleri dikkate alarak inceleme başlatmışsınız.
Devamı »