Ocak 2008 Arşivi

18 Aralık tarihli Sabah gazetesindeki habere göre Bayram ve Yılbaşı öncesi estetik ameliyatlarının sayısı üç kat artmış. Çalışan kadınlar Bayram tatilini fırsat bilip estetik ameliyatı oluyorlarmış. Estetik cerrahları Bayram boyunca çalışacaklarmış.

Tüketici tercihleri ne kadar da hızlı değişiyor. Çocuk iken ‘Bayram gelse de bize yeni ayakkabı, elbise alsalar’ derdik. Sonra ‘Bayram gelse de tatile gitsek’ demeye başladık. Şimdi ‘Bayram gelse de ameliyat olsak diyoruz’

Geçen ay basın Bülent Ersoy’un program başına aldığı astronomik ücreti konuşmuştu. Bu ay da Fatih Terim’in maaşı mecliste bütçe görüşmeleri esnasında gündeme gelmiş. Terim’in bir ayda kazandığını Genelkurmay başkanı bir yılda kazanamıyormuş. Gayet normal. Kimse Genelkurmay Başkanı’nı televizyonda seyretmek için para ödemez. Ama –beğenseniz de, beğenmeseniz de- Terim gibi antrenörlerin yönettiği futbol klüplerini, Bülent Ersoy gibi sanatçıların performanslarını seyretmek için milyonlarca kişi televizyonlarının başına toplanır. Bu kişiler, aldıkları paradan daha fazlasını kendisine para ödeyenlere kazandırırlar. Bunda tartışılacak bir konu yok. Asıl tartışılması gereken bu, bu kadar ucuz tartışmalardan puan toplamaya çalışan milletvekillerinin maaşlarını hakkedip etmedikleri.

13 Aralık tarihli Sabah Gazetesi’nde yer alan habere göre Harvard Üniversitesi Hukuk fakültesi öğretim üyesi Prof. Charles Nesson, pokerde iyi olanın yaşamda da başarılı olacağını savunarak pokerin sınıflarda ders olarak öğretilmesi için bir proje hazırlamış. Poker stratejik düşünmeyi ve şansını iyi kullanmayı öğretiyor, otokontrolü geliştiriyormuş. Kongre üyeleri tarafından tartışılan projenin ilk olarak Harvard, Yale ve New York gibi dünyanın önde gelen üniversitelerinde başlaması ve yaygınlaştırılması öngörülüyormuş.

Devamı »

TRT’nin yeni Genel Müdürü kurumda aşırı personel olduğundan yakınmış ve ‘bu kadar personelle 40 kanal yönetilir’ demiş. TRT’nin özel kanallarla rekabet etmeyi hedeflediğini, bunun için kaliteli yayınlara önem vereceğini, her türlü alt yapıyı kuracağını, paradan da kaçınmayacağını ifade etmiş (Star, 7 Aralık 2007).Bir yandan ‘devlet ekonomiden elini çeksin’ naraları atılırken hala TRT’nin özelleştirilmesinin ya da kapatılmasının neden hiç tartışılmadığını merak ediyorum. Bazıları, özel kanalların magazin ağırlıklı olduğunu, TRT’nin ise sosyal ve kültürel ağırlıklı programlar yayınlayarak ülkedeki yayın kalitesinin gelişimine katkıda bulunacağını  iddia ediyor. Halbuki TRT Genel Müdürü de hedeflerinin özel kanallarla rekabet etmek olduğunu söylüyor. Nitekim yılbaşı programı için Tarkan ve Sibel Can ile anlaşılmış. Bence, bugün pijamalık kumaş almak için ne kadar Sümerbank’a ihtiyacımız varsa Sibel Can’ı seyretmek için o kadar TRT’ye ihtiyacımız var. Ayrıca TRT vatandaşın vergileriyle finanse edilen bir kuruluş. Düşünsenize, bizden zorla vergi alıp, zorla Sibel Can’ı seyrettiriyorlar. Ya, ben Sibel Can’ı sevmiyorsam? Bunun yerine, devlet bizden TRT için hiç vergi almasa, parası cebinde kalan vatandaş isterse Sibel Can’ın (ya da kendi beğendiği bir sanatçının) konserine gitse daha iyi olmaz mı? 

Not: Bu yazı yayınlandıktan sonra Sibel Can ve Tarkan’a rağmen yılbaşı reytinglerinde TRT’nin ancak 5. sırada olabildiği açıklandı. Bu yılbaşı TRT için büyük bir fiyasko olarak tarihe geçti.

Vatan gazetesinin ‘İstanbul Trafiği Nasıl Çözülür?’ başlıklı yazı dizisinde eski İstanbul Belediye Başkanı Nurettin Sözen’den görüş alınmış. Sözen’de bir çözüm önerisi sunmuş: ‘İstanbul’da ulaşım parasız olsun. Vatandaş trene, metroya, tramvaya, deniz otobüsüne bedava binsin. Karşılığında ise belli oranda devlete para ödesin. Devlet de oluşan bu gelirle yeni otobüsler alsın, metro yapsın.’
Öncelikle, Vatan’ın neden Nurettin Sözen’in görüşünü sormak gereğini hissettiğini merak ediyorum. Nurettin Sözen ve kendisiyle aynı dönemde birçok sosyal demokrat belediye başkanı yerel yönetimlerdeki başarısızlıkları nedeniyle genel seçimlerde de sosyal demokrat partilerin sonunu hazırlamadılar mı? (AKP için de tam tersi söylenebilir)

Devamı »

Vatan gazetesinde 4 Aralık tarihinde yer alan bir yorumda yeni Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı’nda doğum yapan sigortalı kadına ödenen süt parasının, Tarım Bakanlığı’nın doğum yapan ineğe yaptığı yardımdan daha düşük olduğu eleştiriliyor.

Kanun yapıcının gerekçesinin ne olduğunu bilmiyorum ama her ilave ineğin refaha katkı, ama her ilave çocuğun refaha ortak olduğunu düşünmüş olabilirler.

Vatan Gazetesinin haberine göre, İstanbul’daki alışveriş merkezleri belediyenin alışveriş merkezlerindeki otoparkların 3 saat ücretsiz olmasına ilişkin yönetmeliğini takmıyorlarmış. Bu yüzden birçok alışveriş merkezine ceza kesilmişmiş.
Takmamaları çok normal. Ekonomik değeri olan bir şeyi kimseye bedava verdirmek mümkün değildir. Bunu yasa ile yapmaya kalkarsanız, insanları zorla kanunları çiğnemeye zorlarsınız.

Devamı »

Geçen ayın en fazla dikkat çeken ve en acı olayı kuşkusuz 57 kişinin ölümüne neden olan uçak kazasıydı. Olay medyada o kadar çok yer aldı ki yolcular -en azından bir süre- uçağa binmeden önce iki defa düşünecekler.
Bu vesile ile ben de uçak kazalarına ilişkin kısa bir araştırma yaptım. İstatistikler uçak seyahatinin alternatiflerine göre çok daha güvenli olduğunu ama felaket haberlerinin okuyucunun ilgisini çekmesi nedeniyle basının uçak kazalarından ölümlere diğer ölümlerden daha fazla yer verdiğini söylüyor. Ayrıca, 1930’larda kaza yapan bir uçaktan sağ kurtulma oranı yüzde 18 iken bu oran günümüzde yüzde 30’ların üzerine çıkmış.
Bunlar aslında bilinen, en azından tahmin edilen şeyler. Bana asıl ilginç gelen Popular Mechanics dergisinde yer alan bir yazı oldu. Dergi ABD’de 1971 yılından beri meydana gelen, kurtulanların da olduğu 20 ölümlü uçak kazasını incelemiş. 20 kazanın 11’inde kanatların arkasında, 5’inde ise kanatların önünde oturanlar daha şanslıymış.  Koltuklara göre ortalama yaşama oranlarına bakıldığında kanatların arkasındaki  bölümde yaşama oranı yüzde 69, kanat üzerinde yüde 56, ‘first class’ kısmında ise yüzde 49’muş.
Eğer bu istatistik güvenilir ise, uçaklardaki ‘first class’ bölümünün yeri yanlış demektir. İnsanlar ilave bedeli riski düşürmek için öderler (sigortayı düşünün) yükseltmek için değil. Bence, bu istatistikleri dikkate alarak havayolu şirketlerinin ‘first class’ bölümün yerini yeniden düşünmeleri gerekiyor.

Geçen ayın gazetelerinden okuduğuma göre Türkiye Futbol Federasyonu’nun yapısını değiştirecek yasa TBMM’ye sunulmuş. Bundan sonra Futbol Federasyonu bağımsız olacakmış.
Çok güzel bir gelişme. Geçmişte bakan Mehmet Ali Şahin’in TFF başındaki Haluk Ulusoy yönetimini devirme çabalarını üzüntüyle izlemiştim. Hükümetin büyük ölçüde ‘Profesyonel’ olan bir organizasyonun yönetimine müdahalesi bana, Koç Holding’in yönetimine hükümetin müdahale etmesi kadar saçma ve kabul edilemez uygulama olarak gelmişti (hala öyle geliyor). Peki nasıl oluyor da hükümetler bu kadar pervasızca Federasyon yönetimine müdahale edebiliyor?
Bence iki açıklama var: Birincisi, en büyük klüplerimiz bile ‘Profesyonel’ değil. Hala para kazanmak için seyircisine değil, devletin kapısına gidiyor. Devletten arsa, teşvik, borç erteletme taleplerinde bulunuyor. İkincisi, bütün liglerde Belediye Takımları’nın önemli bir ağırlığı var. Yollarının çamurdan geçilmediği, suların doğru düzgün akmadığı, çocukların oyun oynayacak park bulamadığı şehirlerin belediyeleri futbola trilyonlarca lira harcıyorlar.
Hal böyle olunca, parayı verenin düdüğü de çalmak istemesinden daha doğal ne olabilir? Kanunları değiştirmekle bu iş ne kadar çözülebilir?

Kapat
E-posta ile paylaş