Referandum Kültürüne Alışmak
Başbakan Erdoğan’ın cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine ilişkin referandum tartışmaları esnasında söylediği ‘Türkiye referandum kültürüne alışmalıdır’ sözü geçen ay tüm medyada geniş yer buldu. Başlıkların altını okuduğumuzda aslında sayın başbakanın bu söz ile ne kastettiği çok açık değildi ama ben bundan sonra referandum uygulamasına daha sık gidileceğini anladım (ya da ben öyle anlamak istedim).Halen uygulanmakta olan temsili demokraside vatandaşlar görüşlerini siyasi sisteme seçtikleri temsilciler aracılığıyla yansıtmaktadırlar. Tabii bu da beraberinde birçok sorunu getirmektedir. Çünkü,
- temsilciniz siz değil, görüşlerinize en yakın bulduğunuz kişidir. Her konuda sizi en iyi şekilde temsil etmesini bekleyemezsiniz.
- temsilcinizi seçtikten sonra belirli bir süre (4-5 yıl) değiştirmeniz mümkün değildir. Ancak o sürede sizin ya da temsilcinizin görüşleri değişebilir.
- temsilcinizin seçilmeden önceki vaatleri ile seçildikten sonraki eylemleri birbirinden farklı olabilir.
Dolayısıyla halkın referandumlar ya da benzeri yöntemlerle doğrudan yönetime katılması halk iradesinin yönetime daha etkin olarak yansımasını sağlar. Diğer taraftan, doğrudan demokrasi çok maliyetli bir uygulamadır. Hemen her konuda halkın görüşünün sorulması, bu görüşlerin halka anlatılmasının (propaganda) zaman ve parasal maliyeti çok büyüktür. Ayrıca her biri yaşamak için çalışmak zorunda olan insanların zırt-pırt sandığa gitmek zorunda kalması onları siyasete ilgisizleştirir. Günümüzde doğrudan demokrasinin en fazla siyasete dahil olduğu ülke İsviçre’dir. İsviçre doğrudan demokrasisinin federal düzeydeki araçları halkın hakları denilen anayasal girişim ve referandumdur. Meclis tarafından onaylanmış bir yasanın geçerliliğini sorgulamak isteyen bir grup yurttaş eğer yasanın çıkmasından sonraki 100 gün içinde yasaya karşı elli bin imza toplayabilirlerse federal bir referandum isteğinde bulunabilirler. Bu durumda yasanın kabulü ya da reddi için ulusal düzeyde ve basit çoğunluk ile karar verilen bir oylama yapılır. Benzer şekilde yurttaşlar bir anayasal değişikliği 18 aylık bir süre içinde destekleyen yüz bin imzaya ulaşabilirlerse federal anayasal girişim ile ulusal oylamaya gidebilirler. Meclis anayasal değişiklik isteğini tamamlayıcı olarak karşı öneri getirebilir ve seçmenler her iki önerinin kabulü durumunda seçeneklerini oy pusulalarında işaretler. Tabii İsviçre 7 milyonluk değil de 70 milyonluk bir ülke olsaydı aynı sistemi devam ettirir miydi bilemiyorum.Ancak teknolojik gelişmeler doğrudan katılımın maliyetini giderek düşürmekte. Bugün bilgisayarlar ve internet teknolojisindeki gelişmeler ile herkes evinden banka hesaplarına, şirket kayıtlarına girebilmekte, birçok malı veya hizmeti satın alabilmekte. Neden oy verme işlemleri de internet üzerinden yapılmasın? Ayrıca iletişim teknolojisindeki gelişmeler ile enformasyonu iletmenin maliyeti neredeyse sıfıra inmiş durumda. Dolayısıyla internet üzerinden yapılacak bir referandumun maliyeti çok düşük olacaktır. Şu an için en önemli eksiklik internete erişimi olanların sayısının sınırlı olması. Bugün sanırım yaklaşık olarak Türkiye’de 3 milyon internet abonesi var. Hızla artan bu sayı belki 10 milyona ulaştığında en azından önemli olayları internet üzerinden yapılacak oy verme işlemleri ile oylamamız mümkün. Öyleyse kendimizi gerçekten doğrudan demokrasi ve referandum kültürüne alıştırmamızda fayda var.
Bir yorum

Aslında mantıklı ama teknolojinin en ileri düzeyde kullanıldiğı ABD’de bile bu sistem online işlemiyor. Bir sebebi olsa gerek?
Fatmanur Erdogan