Kasım 2007 Arşivi

 Akşam’ın haberine göre Kasım ayının üçüncü haftası başlayan ve Amerikalılar’ın ‘Black Friday’ olarak adlandırdığı New York’taki indirim haftası için özel turlar organize edilmiş. Globalleşmenin ulaştığı seviyeyi göstermek için güzel bir örnek. Bir uçak dolusu Türk alışveriş yapmak için New York’a gidiyor. Bugün haber değeri taşıyan bu durum gelecekte sıradanlaşacak. Belki ileride yolda karşılaşan iki kadın arasında şöyle diyaloglara şahit olacağız:

- Kız gelsene bana kısır yaptım. Yanına da çay demleriz.

- Valla çok isterdim ama malum bugün Cuma. Manhattan pazarı var. Buzdolabı tam takır. Gidip yiyecek birşeyler almam lazım. Başka zaman inşallah.

Yukarıdaki başlık 26 Ekim tarihli hürriyet gazetesinden. Habere göre, Doç. Dr. Hakan Yılmaz tarafından yapılan “Türkiye’de Orta Sınıfı Tanımlamak” adlı çalışma Türk insanının aslında çok da büyük maddi hayallerinin olmadığını ortaya çıkartmış. Çünkü “Kaç para kazanmak isterdiniz?” sorusuna yüzde 34.9’luk bir kesim, “1.200 ile 2 bin 400 YTL arası” yanıtını vermiş. Yine aynı habere göre Türk insanının büyük çoğunluğun 750 YTL ve altı aylık hane gelirine sahipmiş.
Gerçekten insanoğlu garip bir varlık. Sürekli gözü komşusunda. Komşusu 750 YTL kazandığı için kendisi onun biraz üzerinde kazandığında mutlu oluyor. Ayrıca bu Türklere özgü bir davranış değil.

Devamı »

Hukukta ‘Garibanizm’

Hukuk ve Adalet çoğu zaman farklı ve çelişkili kavramlar. Hukuk objektif kuralları Adalet ise değer yargılarını ifade ediyor. Hukuka uygun olan bir davranış adaletli olmayabileceği gibi, size adil gelen bir olay hukuka aykırı olabiliyor. 

26 Ekim tarihli Sabah gazetesindeki ‘Ekmek çalanla cüzdan boşaltan aynı değil’ başlıklı haberde mahkeme ile yargıtayın suçun büyüklüğüne ilişkin farklı yorumlarını değerlendiren bir haber vardı. Haberden anladığıma göre;- Sanıklar A.S. ve A.K., silah zoruyla S.I’nın üzerinde bulunan 10 YTL’yi ve cep telefonunu alıp kaçıyorlar.- Haklarında “yağma” iddiasıyla dava açılan sanıkların, gasp ettikleri eşyanın değeri ile paranın az olması nedeniyle cezalarında indirim yapılıyor. - Dosyanın temyiz incelemesini yapan Yargıtay mahkemenin kararını bozuyor ve emsal kararında şu görüşleri dile getiriyor:

Devamı »

En zengin ölüler

Forbes en zengin ölüler listesini de yayınladı. Bizim gazetelerin de ilgi gösterdiği listede, yıllar önce ölmüş ünlülerin çoğunlukla fikri mülkiyet haklarından kaynaklanan ve bugün varislerinin cebine giren kazançları sıralanmış. Birinci sırada Elvis var. Ölümünden 30 yıl sonra dahi ‘Kral’ hala çok kazandıran star. Onu John Lennon izliyor. En ilginci ise Albert Einstein’ın beşinci sırada olması. Çocukların eğitimi için kullanılan, Disney karakteri, ‘Baby Einstein’ lar 1955 yılında ölen Einstein’n varisi İsrail’deki bir üniversiteye yılda 18 milyon dolar kazandırıyor.
Benim merak ettiğim bir şey var: Bu haklar ölümden itibaren ne kadar süreyle varislere hak sağlıyor? Malum, ilaç patenlerinde 20-30 yıl gibi süreler var. Bu süreler müzikte ve edebiyatta ne kadar? Mesela Şekspir’in eserlerini satın aldığımızda hala varislerine bir telif ödeniyor mu? İncil ya da Kuran gibi en çok satan kitaplar için kime telif ödememiz gerekiyor?

Dünya Menopoz Günü

18 Ekim Dünya Menopoz Günü imiş. O gün, gazetelerde yer alan kocaman ilanlardan öğrendim. Herhalde Dünya Menopoz Günü de birkaç yıl içinde ticarileşir. Sonra ‘Yarın Menopoz Günü, acaba karıma ne alsam?’ diye düşünmeye başlarız. Ya da annemizin elini öper ona Dünya Menopoz Günü için özel üretilmiş ‘Hormon İlaçları Seti’ hediye ederiz.

Hukuk…. Nereye kadar?

14. 10. 2007 tarihli Hürriyet gazetesinin İnsan Kaynakları ekindeki bir haber çok ilgimi çekti. Haberde 4857 sayılı iş kanunun 18-21’inci maddelerine ilişkin bir değerlendirme var. Bu maddeler işten çıkarmaların belirli bir gerekçeye dayandırılmasını ve işten çıkarmada uygulanacak prosedürleri belirliyorlar. Özellikle, 18. madde ‘otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır’ diyor. Eğer mahkemeler işçinin çıkartılma gerekçesini uygun bulmazsa işveren ya işçiyi işe geri almak ya da tazminat ödemek zorunda. Yazıdan anlaşılana göre bu sınıflamaya giren işletmelerde çalışanlar işten çıkartıldıklarında ‘işten çıkartılma gerekçenin uygun olmadığı’ ya da ‘uygun tebligat yapılmadığı’ gerekçesiyle dava açıyorlar. Mahkemeler genellikle işçi lehine karar veriyor ama işveren çıkarttığı işçiyi tekrar işe almak istemediği için tazminat ödemek zorunda kalıyormuş. Sonuçta bu maddeler işten çıkartılanların patrondan tazminat kopartmasının bir aracı haline dönüşmüş.

Devamı »

8 Ekim tarihinde Akşam gazetesinde yer alan habere göre sigortacılar aralarında yaptıkları bir toplantıda Türkiye’de sigortacılığın yeterince gelişememesinin nedenin hep ileri sürüldüğü gibi Türk halkının kaderciliği değil, sigorta şirketlerinin vatandaşa yeterince güven vermemesi olduğu sonucuna varmışlar.Ben sigortacılığın Türkiye’de gelişmemesine ilişkin üçüncü bir açıklama getirmek istiyorum: Devlet. Türkiye’de her beklenmeyen zarardan sonra ‘bölgede devlet yaraları saracaktır’ anlayışı yerleşmiş. Durum böyle olunca vatandaş neden sigorta primi ödesin ki? Allahtan siyasetçiler trafik kazalarına pek fazla karışmıyorlar. O yüzden trafik sigortası ve kasko sigortasında pek bir sorun yok. Ancak, yangın, deprem ya da diğer beklenmeyen olaylarda devlet -vergi verenlerin kesesinden- ‘yaraları sarıyor’. Bunu bilen vatandaş, ‘nasılsa zararım olursa devlet öder’ diye düşündüğünden sigorta yaptırmaktan kaçınıyor. Buna en iyi örnek zorunlu deprem sigortası. Adı üzerinde ‘zorunlu’. Buna rağmen 2006 yılı itibariyle hala Türkiye genelinde Zorunlu Deprem Sigortası yaptırma oranı %19,88. Sigortanın zorunlusu böyle ise varın ihtiyari sigortanın halini siz düşünün.

Yukarıdaki başlık 13 Ekim tarihli Sabah gazetesinden alındı. Haberde, son günlerde yüreğimizi yakan terör eylemleri ile mücadelede hükümetin askeri çözümü değil ekonomik çözüm yollarını da kullanacağı ifade edilmekte. Bu maksatla Hükümet ekonomik teşviklerde  bölgeye pozitif ayrımcılık uygulayacakmış. Pozitif ayrımcılık kulağa hoş gelse de çözüm yerine işleri daha fazla kötüye götürebilecek bir çözüm. Teşvik zaten adı üstünde başarının ödüllendirilmesi ile ilişkili. Bölgeye pozitif ayrımcılık uygulanması demek ‘Aferin. Teröre devam edin. Siz terör ile Batı’da yaşayanları korkuttukça onlar size daha fazla havadan para gönderecekler’ anlamına geliyor. Türkiye’de kimseye ne pozitif ne de negatif ayrıcalık uygulanmalı. Sadece bölge halkı adına yapılan terörün en çok bölgeye zarar verdiği, terör nedeniyle girişimcilerin bölgeye yatırım yapmaktan kaçındıkları, PKK kurşunlarının bölgede yaşayan Kürtlerin refahına sıkılmış kurşunlar olduğu anlatılmalı. Özetle, bölge halkına teröre destek olarak değil, teröre karşı durarak zenginleşebileceklerinin sinyali verilmeli ve sonra da tercih onlara bırakılmalı.

Başbakan Erdoğan’ın cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine ilişkin referandum tartışmaları esnasında söylediği ‘Türkiye referandum kültürüne alışmalıdır’ sözü geçen ay tüm medyada geniş yer buldu. Başlıkların altını okuduğumuzda aslında sayın başbakanın bu söz ile ne kastettiği çok  açık değildi ama ben bundan sonra referandum uygulamasına daha sık gidileceğini anladım (ya da ben öyle anlamak istedim).Halen uygulanmakta olan temsili demokraside vatandaşlar görüşlerini siyasi sisteme seçtikleri temsilciler aracılığıyla yansıtmaktadırlar. Tabii bu da beraberinde birçok sorunu getirmektedir. Çünkü,

-         temsilciniz siz değil, görüşlerinize en yakın bulduğunuz kişidir. Her konuda sizi en iyi şekilde temsil etmesini bekleyemezsiniz.

-         temsilcinizi   seçtikten sonra belirli bir süre (4-5 yıl) değiştirmeniz mümkün değildir. Ancak o sürede sizin ya da temsilcinizin görüşleri değişebilir.

-         temsilcinizin seçilmeden önceki vaatleri ile seçildikten sonraki eylemleri birbirinden farklı olabilir. Devamı »

GAP Vegas

Gecen ay gazetelerde kumar ile ilgili iki tane ilginç haber vardı. Birinci haberde, İstanbul polisi Etilerde bir eğlence mekanına kumar oynatıldığı gerekçesiyle baskın yapıyor. Yeşil çuhaların, rulet masalarının başında yakalanan 77 kişi ‘biz iftar için toplandık’ diyerek kendilerini savunuyorlar (bu olaydan bir hafta sonra basılan bir başka kumarhanede yakalananlar ise ‘sahur yapıyorduk’ dediler). İkinci haberde ise Adıyaman Sanayi ve Ticaret Odası başkanı Türkiye’de kumarın hiç olmazsa yabancılar için serbest bırakılması durumunda kumar turizminin gelişeceğini, bu sayede bölgenin GAP Vegas olarak anılacağını söylemiş. (Bence doğru da söylemiş) Devamı »

İleri »

Kapat
E-posta ile paylaş